23 Kasım 2017 Perşembe

Hep bana

Geçen gün, evin civarındaki mahalle kahvemizde otururken çaldı bu şarkı. Elimde ne vardıysa bıraktırdı bana, kendini dinletti. Şimdi de aynı şey oldu, o zaman yazmalısın kadın, dedim.

Bazen olur, bir şarkı, bir rüzgar, bir koku, bir bakış, bir söz alır götürür. Bazen olmak istediğiniz, bazense hiç istemediğiniz bir yere. Alıkor bir kere sizi o an yaptığınız işten, meşkuliyetinizden. Tedirgin eder insanı, gafil avlanmışlık hali. Aniden açılan bir sokak kapısı gibi. Evle sokağı, ev haliyle ayazı ayıran ince çizgi gibi. Görünsün istemediğiniz hallerinizi açık eder gibi. Olur bazen her birimize.

Bu şarkı, geçen gün dinlerken, tam bir yıl önce aynı yerde ve hatta aynı şekilde ders çalışırken dinlediğimi hatırlattı bana. Yine şu anki gibi Çocuk Gelişimi ön lisans sınavlarına hazırlanıyorum, hamileyim, bu yüzden keyifliyim. Mekana ilk gelişim hatta, şey pardon hamileyim de cafeinsiz ne var diyorum gülümseyerek. Çok mutluyum, bir can daha taşıyorum. Bu bekleme hali ve nispeten kolay geçen hamileliği, o özel, o biricik, o çok narin olma halini çok seviyorum, çok severek taşıyorum. Heyecanlıyım da sanki, on parmağımda on marifet bir kere. Bir oğlumu büyütürken, kızıma hamileyim, önümde koca bir yaz ve neşeli bir bahar var, bir yandan da çocuk dilinden daha iyi anlamak için okumalar yapıyorum, her şeye her yere ve herkese yetişiyorum, kimbilir daha neler yaparım...

Bir yıl sonra, aynı yerde yine ders çalışıyorum. Ve o gün mekana koşarak girerken diyorum ki "bir insanın çocuğu olması demek, evden ders notları elinde pijamayla koşmasıdır, biliyor musunuz?" Evde bu nadide okumalara vakit ve alan ve ortam yaratmam oldukça zor, hatta imkansız çünkü. Ve bu defa kendime sorduğum sorular da farklı sanki. Belki de hormonal hala her şey, değil mi.

Büyüğe bu ara kötü annelik ettiğime takmış haldeyim, bağrışmamız çok oluyor kendisiyle. Misal "yorgunum" dediğimde anlamasını bekliyorum,  hani o bazen çok çatal tuttuğunda "elim yoruldu" diyor ya, öyle bir şeyin daha kapsamlısıymış gibi düşünmesini bekliyorum, yapamıyor, kızıyorum. Pedagog günümüz geldi sonra, anlattık bir bir hepsini. Bebeğin gelmesiyle üç yaşındaki çocuğa nasıl on üç yaşındaymış gibi davranmaya başladığımızı farkettik konuştukça. "Artık çocuk değil ki o" dedim bir ara, "bebek değil ki" idi kastım, ama dil tam yerinde sürçmüştü işte. Ağırlığını bozmadı pedagog, alttan aldı. Hepsini dinledi, oğlanı da dinledi, gözlemledi. Sonra yanımıza geldi, onun tek derdi sizsiniz, size ihtiyacı var, dedi. Ama kız dedim, onun yok mu ihtiyacı dedim. O bu düzene doğdu dedi, asıl dünyası yıkılan büyük olan, dedi. Oralarda ezildi içim biraz, gözüm hormonlarımla yaşarmasın diye tuttum kendimi, ama bugün bakıcıya anlatırken bunları, onun gözlerinde gördüm kızarıklıkları, anladık birbirimizi.

Pedagog turuna kadar bu yılki ders notlarını kendime küfrederek okuyordum,  bunları okuyorsun da noluyor, evdeki halinize bak oğlanla, diyordum. Keyif vermiyor gibiydi son zamanlarımız. Her an patlamak üzereydim, laf dinlemediği, anlamadığı, anlayış göstermediği için. Çok erken kalktığı için, yemek yemediği için, bağırıp çağırdığı için, olur olmaz şeylere ısrar ettiği için. Sadece iki ayda bu kadar değiştiği için, şu zor zamanımda elimden tutmadığı için. Her gece masal istediği için, "Yorgunum bugün anlatmıyım nolur" dediğimde, "hayır anlattt" diye ısrar ettiği için. "Anlatıyor musunuz sonunda peki?" dedi pedagog, "Evet ne yazık ki" dedim, "O zaman hiç değeri yok onun gözünde o hayır'ın, ondan iyisi mi anlatın baştan, gerekirse vitamin takviyesi yapın kendinize, anlatın o masalı" dedi.

Bugün de ölüyorum yorgunluktan, ama çok daha iyiyim. Tek ihtiyacının, tek derdinin ben olduğumu, dünyası yıkılanın o olduğunu yeniden duymam gerekiyormuş sanırım. Çocuğumun biricikliğini hatırlamam için birinin bana bunu demesi gerekiyormuş yeniden. Şimdi ders notları daha anlamlı geliyor yine, a evet bu oyunu oynayabiliriz biz de, diyorum bir oyundan bahsettiğinde bir köşesinde. Yeniden boya yapabiliyoruz bir zaman yaratıp beraber, o zaman yine yatağa mutlu giriyor, daha sakinliyor, gerginliği azalıyor.

Çocuk bedenleri ne travmalar atlatıyor. Annelikte çok iyi olurum sanıyordum başından beri, bunu istiyordum, okuyor araştırıyordum. Kendi anneme bile kızıyordum bazı şeyler için, kendi çocukluğuma gidip, bak ben olsam bana böyle yapmazdım, diyordum.

Ama anlıyorum ki, hiçbir şekilde kaçılmıyor travmalardan. Herkes kendi yolunda giriyor çukurlarına, benim oğlum da düşüyor patır patır, hem de benim yüzümden, benim sayemde ve bazen benimle...

Düşmemeyi değil, düştükten sonra kalkabilmeyi bilmek ve öğretmek istiyorum her birine. Huzurlu bir hayat diliyorum, hayat boyu mutluluk ve huzur. Birilerinin onları çok sevdiğinden hep emin olsunlar istiyorum. Her birimiz birileri için ömür boyu biricik olalım istiyorum. o boynuma sarılan elleri bir ömür çözülmesin istiyorum. Aniden geliveren "Seni çot seviyolum" hiç değişmesin istiyorum. Kız gece uyumadığında gözünün içine bakıp "ne istiyorsun bakıyım sen?" dediğimizde yüzüne yapışan kocaman gülümsemesi hiç eksilmesin istiyorum.

Hayat çok alengirli, hem çok kısa, hem çok yanarlı dönerli. Ondan, bir sonraki an ölecekmişiz gibi tadını çıkarabilelim istiyorum, her bir öpücüğün, sarılmanın, tebessümün, ve sevgi sözcüğünün. Bu dördü yetiyor aslında her şeye, bunu hep bilelim istiyorum.

Şükran...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yaşım Çocuk?

Birçok dış faktöre bağlı olabilir, hepsinin bir bileşimi de olabilir,  sonuç olarak, kendimi yaşlı hissettiğim bir döneme girmiş bulunuy...